Aziz Nesin’den Madem ki aşkın var,ne güzel tadını çıkar..

Güzelmiş

Madem ki bir aşkın var, ne güzel tadını çıkar…

Her şeye boşver ve aşkı yaşa…

ille de büyük aşk olması gerekmez; yaşanan her aşk büyüktür, yeter ki tadını
çıkarmasını bil…

çok büyük umutlar bağlama, yarını hiç düsünmeden, günü gününe sev, sevginin
tadını çıkar…

Sevgide gelecegi düsünürsen aşkı bombok edersin…

Sakın haaa…

Sonsuz monsuz diye herifin başını yeme…

Her şeye boşver; öylesine sev ki, sevdigin erkeği bile umursama, salt kendin
icin sev, bencilce yasa askı, bütün maddesiyle…

Yasamdan elinde kala kala salt yasadığın sevgiler kalır sonunda, aslolan
aşktır yaşamda…

Dolu dolu, dolu dizgin, zilzurna, saniye saniye aşkı yaşayarak sev…

İki yıl, üc yıl sürecek diye umutlanıp enayilik etme…

ister sürer, ister sürmez…

Sen o anı yaşa yeter ki…

Yitirdiğin zaman; yaşadıklarını kazanmış olacaksın..

Sonunda elbet yitireceksin, ama yitirecegini hic düşünme; cünkü aynı zamanda
kazanmışsındır da…

Anılar kazanıyorsun daha ne…

İç o zaman, sarhoş ol…

Yüce yüce şeyler düşünme severken, sevgiyi berbat edersin; cünkü sevginin
kendisinden daha yüce bir şey olmaz…

Aferin sana seviyorsan, seviliyorsan…

Sakın kuşkulara kapılma. Severken yirmi yıl sonrasını değil, yirmi dakika
sonrasını bile düşünme an an yaşa, derin derin hem de…

Afferin sana…

Cok sevindim..

İşe güce boşver…

Keyfince yaşa,sev…

Sevildikce sev, sevilmeyince de tastamam boşver ve o zaman o güzelim
yalnızlığına sarıl…

O yalnızlık ki, bütün sevgilerden daha güzeldir ve sonunda kollarımızla
sararız…

O zaman da hic üzülmeyeceksin. Çünkü nasıl olsa, sığınacak bir yalnızlığımız
var; Günün birinde anamız bile bizi bırakır gider, ama o yalnızlığımız biz
yaşadıkca bizi hiç bırakmaz…

Severken bunları düsünme, lütfen yarınsız sev ki, sevginin tadını çıkarasın.

AZİZ NESİN

yorum yapan olmamış

Nasihat (Alıntı)

Güzelmiş

Şeyh Edebâli’nin Osman Gazi’ye Nasihatı

Oğul;

“İnsanlar vardır, şafak vaktinde doğar, gün batarken ölürler. Unutma ki dünya sandığın kadar büyük değildir. Dünyayı bize büyük gösteren bizim küçüklüğümüzdür. Hırsımız, bencilliğimiz…”

Dünya bir garip han, bir hoyrat mekan,
İnsan bir garip varlık kabına sığmayan…
Hayat bir yudum su, bir anlık rüya…
Ömür bir kısa yol tekrarı olmayan…

Bu yolda nazarımızı sonsuzluğa dikip; büyük yürümek ve büyük ölmek gerek. Bu yolda hırs, diken; benlik ve kibir, engeldir oğul. Sakın ha kendine takılmayasın ve kendinde boğulmayasın. Teklik sadece Allah’a mahsustur, tek başına karara durup hoyrat dünyanın dayanılmaz ağırlığını kaldırmayasın. İşlerini ehil kişilere danışarak tutasın, danışırsan yol alırsın, danışmasan yolda takılıp kalırsın oğul.

“Güçlüsün, akıllısın, söz sahibisin; ama bunları nerede, nasıl kullanacağını bilemezsen, sabah rüzgarında savrulup gidersin.”

Bir dem gelir bir tekmeyle dünyaları yıkacak olursun, bir dem gelir yerdeki karıncaya mağlup olursun. Güç hayvanda bile mevcut. Akıl sadece anahtar. Anahtara takılmasın. Aslolan anahtarın açacağı kapılardır. Kapıların ardında hazineler, kapıların ardında sırlar vardır. Sırlar ki, ebedi muştuları koynunda barındırır; sonsuza kavuşturur. Aklını kullanıp dünyadayken cennetin kapılarını aralayasın oğul.

“Öfken ve benliğin bir olup aklını yener! Daima sabırlı, sebatlı ve iradene sahip olasın, azminden dönmeyesin. Çıktığın yolu, taşıyacağın yükü iyi bil, her işin gereğini vaktinde yap!”

Öfke ateş, öfke afet, öfke şeytandır oğul. İnsanoğlu dağları devirir; ama öfkesine mağlup olabilir. Öfkeyle savaşı daima taze tutmak gerektir.

“Yolcu, buruk baş gerek
Gözde daim yaş gerek
Huy biraz yavaş gerek
Yoksa yollar aşılmaz.”. diyen ne güzel söylemiştir. Öfke benliğin yemi, en lezzetli gıdasıdır. Benlik semirdi mi irade yok olur gider. İradesi zayıflayanın ruhu intihar eder. Posalaşmış bir beden taşımak ne ağır zillet, ötelere kapalı bir ruh taşımak ne büyük ihanet.

Sabırsız olmaz oğul. Sabırsız menzile varılmaz. Kaf Dağı’na sabırsız ulaşılmaz. “Sabır kara bir dikeni yutmak, diken içini parçalayıp geçerken de hiç ses çıkarmamaktadır.” İnsan ocaklar gibi yanmalı, yanmalı da kimselere gamını ilan etmemelidir. Gözünü ötelere dikesin oğul, hesabını idealine göre yapasın. Şunu da asla unutmayasın: “Her şeyin vakti tayin edilmiştir. Vaktinden önce öten horozun başı kesilir.”

Vazifen çetin, yükün ağırdır oğul. Hizmette önde ücrette geride olasın. Vazifenin en ağırına talip olmakta kaçınmayasın. Vazifenin ağırlığı Yaratan’ın kullarına ihsanıdır.

“Açık sözlü ol! Her sözü üstüne alma! Gördüğünü söyleme, bildiğini bilme, sözünü unutma, sözü söz olsun diye söyleme.”

Bizler nefreti eritmek için, muhabbetin asaletini dünyaya yeniden hakim kılmak için çıktık yola. Bu yolda utanacak bir şeyimiz yoktur. Muhabbet yolunun gizlisi saklısı yoktur oğul. Ama altının değerini de sarraf bilir, sözünü muhatabına göre ayarlayasın. Cahilin karşısında altınlarını çamura atmayasın. Yiğit olan kördür, kötülüğü görmez; sağırdır, kem sözü işitmez; dilsizdir, her ağzına geleni demez. Bildiğini de her yerde ayaklar altına sermez. Yunus gibidir o; yüreği muhabbete, gönül ibresi Hakikate ayarlıdır. O bir defa söz verdi mi, onu namusu bilir.

“Ananı, atanı say; bereket büyüklerle beraberdir!”

Anadolu; içinden kıvrım kıvrım ırmaklar akan, ağıtları alev alev ciğerler yakan… “Ana”larla dolu olan…

Ana çile yumağıdır, oğul dua kaynağıdır. Ana yüreği narin bir ipek, ata bileği Hakk’ın diktiği en sağlam direktir. Ne ananın ince yüreğini yakasın, ne de babanın kapı gibi bileğini kırasın oğul. Yarın yuva kurduğunda ocağınla onlar arasında köprü olasın. Ana ve ata düşmemek için sırtımızı dayadığımız duvardır, yarın duvar yıkıldığında kıymetini anlarsın.

Sevildiğin yere sıkça gidip gelme, muhabbetin kalkar, itibarın kalmaz. Düşmanını çoğaltma, haklı olduğunda kavgadan korkma! Bilesin ki; atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli derler!”

Her şeyin ortası makbuldür, sevginin de. Sevdiğini gereğinden fazla sevmeyesin. Sevgini de, sadece yüreğinin eline vermeyesin. En çetin imtihansevgi”yle olanıdır. “Kişi ne kadar bahadır olsa da, muhabbete tuş olur.” diyen atanın sözünü aklından çıkarmayasın. Böyle imtihan olmamak, istikbalde neslinden utanmamak için gecelerin bağrında, seherlerin aydınlığında duaya durasın. Senin ideallerin ve geleceğe dair hedeflerin var oğul.

Gönül adamı ömrünü boşa harcamaz, yüreğini ucuza satmaz, edep tacını başından almaz. Gönül erinin her zaman yüzü yerde, gönlü göktedir. Haklı olduğunda kavga vermesini bilir. Kavgayı sadece bileğiyle değil, ilmiyle ve yüreğiyle yapmasını bilir.

İyiliğe kötülük, şer kişinin kârı, İyiliğe iyilik her kişinin kârı, Kötülüğe iyilik de, er kişinin kârıymış oğul.

Sen bizim rüyamız, sen bizim devâmız, sen bizim duamızsın oğul. Daima başın dik, alnın ak, gönlün pak olsun.

Zümrüt-ü Anka’nı iyi seç ki Kaf Dağı sana yakın olsun. Yolun ebediyete kadar açık olsun.

yorum yapan olmamış

Nokta .

Güzelmiş

Zamanla olan tanışıklığımız 25 yılı bitirdi, artık sıkıldık birbirimizden diye düşünüyorum. Zamanı gördüğümde , hissettiğimde yada kendini bir şekilde farkettirdiğinde hiç görmemiş hissetmemiş gibi yapmayı tercih ediyorum. Oysa bana tepkisiz kalamıyor kendini göstermese hissettiriyor. Artık hiç tahammülümüz kalmamışken o bana nokta gibi davranıyor.
Bende duruma alışmanın ötesine geçip artık dalgaya bile vuruyorum.
- Doktor : yaşama alerjin var çoçuğum
- ben: hmm napmalı peki doktor amca
- Doktor: valla bilmiyorum ya fazla yaşama istersen sen, madem dokunuyor…
- ben: evet ya ben en iyisi bana dokunan şeylere fazla bulaşmayım, yaşamayı abartmayım…

aaaah neyse işte geçirdiğim süreçlerde bir sürü anı topladım hepsini yazmaya üşenip birçoğunu buraya da yazmadım aslında. Korktum , çekindim birisi okurda yazar çoçuğun içinden bunlar mı geçiyormuş aa ne garip der diye paylaşmadım kimseyle yine saklı gizli duygularımı paylaşmadan birşeyler karalıyorum. Sadece sitede bana bu anı hatırlatan birkaç kelime topluluğu olsun istediğim için olsa gerek bu kelimeleri yan yana getiriyorum..

Sahiden bu yazıyı ilerde dönüp okuyabilecekmiydim bunuda bilmiyorum ne garip değil mi. Geleceğe dair hiçbir fikrimin olmayışıyla gelen bir belirsizlik.. Belirsizlik demişken sanki ilk girişte eksik bıraktım birşeyleri sanki anlatmak istediğimi vurgulayamadım gibi geldi. Neyse aman ben tekrar olurda okursam kesin hatırlarım diyip hatırlayamadığım birçok yazının yanına bunuda ekleyim gitsin işte..

Nokta Olmak demişken, neydi ya nokta nerelerde kullanıyorduk ki biz bu noktayı diye düşünüp duruyorum. Evet ya küçücük bir siyahlık gibi dursada onun bir adı var Nokta. Şöyle bir bakınca çokda asil duruyor ama herşeyde sondan o geliyor. Aslında cümle içinde kullandığım yerlerede bakınca bir cümleyi sonlandırmış ama sonrasında bir cümle gelmiş. Ama gerçek br nokta bir bitiş bir son noktasıysa artık sonrasında birşey gelmiyor aynı yazılarımın son Noktası gibi.
Zamanda bana bunu mu demek istiyor acaba..
Tabi yaaa Nokta,
cümlenin sonuna ,
sözün sonuna ,
anlamın bitti yerin sonuna Nokta
artık elden birşey gelmiyorsa yine Nokta
diyecek sözün yoksa Nokta
gelemeyeceksen yine Nokta
ve  Hayatın Sonuna Nokta .

 

yorum yapan olmamış
« önceki yazılar